YİYECEK EN GÜÇLÜ İLAÇTIR
| YİYECEKLER VE VİTAMİNLER HAKKINDA ÖNEMLİ BİR NOKTA |
YİYECEK EN GÜÇLÜ İLAÇTIR
M.Ö.400’lerde “tıbbın babası” olarak bilinen Hipokrat ,”Yedikleriniz ilacınız,ilacınız yedikleriniz olsun” demiştir.Bundan 2000 yıldan daha uzun bir süre sonra tıp müessesi en sonunda onun haklı olduğunu kabul etti:Yiyecekler en güçlü ilaçlar olabilir.
ABD Ulusal Kanser Enstitüsü ve New York Bilimler Akademisi gibi saygın büyük gruplar da beslenmenin çok çeşitli hastalıkları önleme tedavi etme ve iyileştirmede hayati rol oynadığını kabul etmiştir.New England Tıp dergisi ve Amerikan Tıp Birliği Dergisi gibi seçkin profesyonel yayınların son makalelerinde ;vitaminlerin,minerallerin ve yiyeceklerde bulunan diğer maddelerin kanser,şeker hastalığı,yüksek tansiyon,kalp hastalığı ve osteopoz gibi ciddi hastalıklara karşı koruyucu etkisi olduğu rapor edilmiştir.Yiyeceklerdeki bazı kimyasal maddelerin yaşlanma sürecini geciktirdiğini de rapor etmişlerdir.Aslında pek çok uzman tipik diyetlerimizde yapacağımız değişikliklerin ortalama yaşam süresini 10 yıldan daha fazla uzatacağına inanmaktadır.Dahası ,son çalışmalar tesadüfen geliştiği düşünülen düşük ve doğum defektleri gibi problemlerin sıklıkla besin eksikliklerinden kaynaklandığını göstermiştir.
Ancak daha 10 yıl kadar önce bile ;çok az”saygın” doktor”yiyecek” ve “ilaç” kelimelerini aynı cümlede kullanıyordu.Bazı yiyecekleri yiyerek kan basıncının düşürülebileceğini hastalara kalp hastalığının tedavi edilebileceğini ve kanserin önlenebileceğini hastalara söylemek düşünülmezdi.Aslında II.Dünya Savaşı’ndan sonra antibiyotiklerin ve diğer “mucize ilaç’ kelimelerini aynı cümlede kullanıyordu.Bazı yiyecekleri yiyerek kan basıncının düşürülebileceğini kalp hastalığının tedavi edilebileceğini ve kanserin önlenebileceğini hastalara söylemek düşünülemezdi.Aslında II.Dünya Savaşı’ndan sonra antibiyotiklerin ve diğer “mucize ilaç”ların kullanımı ile ABD’de uygulanan tıp çok değişti.20.yüzyılın ortalarına kadar kabul edilmiş ilaçların resmi listesi olan Amerikan kodeksinde doğal ilaçlar kimyasal ilaçlarla yan yana listelenirdi.Doktorlar öncelikle “ tüm vücudu”tedavi eden “aile hekimi” idi: şimdiki gibi sadece vücudun tek bir organı yada sistemi üzerine odaklanmış uzmanlar değillerdi.Ozamanlarda pek çok doktor beslenme ve hatta stres gibi faktörlerin hastanın sağlığını derinden etkilediğini fark etmişlerdi.Ancak 1958’de eczacılık okuluna başladığımda diyet ve hayat tarzının sağlıkla ilişkili olabileceğine dair inanç tamamen bilim dışı kabul edilmeye başlamıştır.Gerçek ilaçlar doktorların reçete ettiği ve biz eczacıların hazırladığı haplar ve ilaç tertipleri idi.Hepimiz doğada insanın labaratuvarda hazırladıklarıyla veya ameliyathanede gerçekleştirdikleriyle rekabet edebilecek hiçbir şeyin olmadığına inanıyorduk.
1950’lerde yiyecek bir iyileştirme aracı olarak değerini kaybetti ve sadece vücut yakıtı olarak dikkate alındı.Hızlı bir”dolum”yeri olarak tasarlanan fast-food imparatorlukları sattığı çok işlenmiş yüksek –yağlı yüksek-sodyumlu yiyecekleriyle tüm ülkeye yayıldı.Hamburgerler , kızartmalar ve kola temel diyetimiz haline geldi.Vitaminler sadece iskorbüt ve beriberi gibi çok ağır eksiklik hastalıklarından korunmak için gerekli sanılıyordur.Hastalar doktorlarına beslenme veya vitaminlerle ilgili sorular sorduklarında bu soruları sıklıkla ,”Dengeli beslendiğinizde endişe etmenizi gerektirecek bir şey yoktur” cevabı ile gerçekleştiriliyordu .”Dengeli beslenme”nin ne olduğuna ilişkin doyurucu bir açıklama beklemekse boşunaydı.
Bu yaklaşıma katılmayanlar şarlatan diye etiketleniyordu.Merhum Adelle Davis diyetin pek çok hastalığa doğrudan sebep olduğunu yazdığında ona dolandırıcı gözüyle bakıldı.
Doktor topluluğu “diyet-hastalık” bağlantısına direndi;enerjilerini ve paralarını daha büyük ve daha iyi teknolojilere akıttılar.Her yıl sağlık sistemine akıtılan yüz milyonlarca dolara rağmen insanlar daha sağlıklı olmuyorlardı.
1970’lerde bir avuç zeki araştırmacı tüm servetlerimize rağmen kanser ve kalp hastalığının özellikle az “ gelişmiş” ülkelerle kıyaslandığında Amerika’da neden daha yüksek oranda olduğunu sorgulamaya başladı.Beslenme ve hayat tarzı gibi “ bilimsel olmayan” faktörler içinde ipuçları aramaya başladılar.Bir şablon şekillenmeye başlıyordu:Çalışmalar meyve ,sebze ve tahıldan zengin diyetle beslenen yoksul ülkelerde yaşayan insanlarda kansere ve kalp hastalığına karşı olduğunu gösteriyordu.”Et ve patates’in standart yemek olduğu eğer varsa diğer sebzelerin garnitür olarak kullanıldığı varlıklı ülkelerde yaşayan insanlar ise bu hastalıklara karşı daha hassas gibi görünüyorlardı.Tıp müessesinin pek çok üyesi ve bulguları ya tesadüfi olarak bertaraf etmekte yada grupların “genetik” olarak yatkınlığına bazılarının ise bağışık olduğuna dair deliller olarak görmekte acele ettiler.Neyse ki daha düşünceli olan bilim adamları bu bulguları incelediler.Bir aşikar fark gözlerine çarptı:Amerikan diyetinin aksine pek çok “koruyucu” lif bakımından zengin yağ bakımından fakir idi.Oldukça doğru bir şekilde şu karara vardılar:Yüksek yağlı düşük lifli diyet bir şekilde kalp hastalığı ve bazı kanser türlerinin gelişme olasılığını arttırmaktadır
Bu öncü kişilere göre eğer bitkisel açıdan zengin bir diyetle beslenenlerin kanser veya kalp hastalığı oranları düşüyürsa yiyeceklerdeki her bir madde de vitaminler,mineraller ve diğer kimyassallar özel korumalar sağlayabilirdi.Dünyanın her tarafındaki labaratuvarlarda bilim insanları meyve ve sebzelerdeki belirli kimyasal maddeleri izole etmeye başladılar.Bu “koruyucu” yiyeceklerin çoğunun beta-karoten E ve C gibi vitaminlerden, selenyum ve potasyum gibi minarellerden yana zengin olduğunu buldular.
Aynı zamanda, bu kilit vitamin ve minarelleri az tüketen kişilerde bazı hastalıkların gelişme riskinin çok yüksek olduğunu fark ettiler. Daha derin incelemeler sonucunda araştırmacılar, bitkisel yiyeceklerde fitokimyasallar ismini verdikleri bir dizi başka bileşik buldular.Bu fitokimyasalların çoğunu, hastalıkları önlemede rol oynayıp oynamadıklarını belirlemek için,hayvanların ya da izole edilmiş hücrelerin üzerinde test ettiler. Şaşırtıcı bulgularından bazıları şunlardı: Coumarinler, maydanoz, meyankökü ve turunçgiller gibi bitkilerde bulunan doğal “kan inceltici” lerdir , kan pıhtısı oluşumunu önleyebilirler. İndoller turpgilllerde (lahana, brokoli, Brüksel lahanası) bulunurlar; tümörün büyümesini tetikleyen ostrojenlerin etkinliğini bloke ederek göğüs kanserine karşı koruma sağlayabilirler. Elajik asit ; kiraz, üzüm ve çilek gibi meyvelerde bulunur ; kansorejen tümörlere yol açabilecek kansorejen maddeleri etkisizleştirebilir. Fitatlar, tahıllarda bulunurlar ; tümörleri geliştiren steroidal bileşikleri etkisizleştirebilirler. Pektinler, elma ve greyfurtda bulunan çözünebilir bir lif çeşididir ; kolestorolü düşürmeğe yardımcı olabilir ve diyabete karşı koruma sağlayabilir. Genistein, soyadan yapılmış yiyecekler tüketen insanların idrarlarında bulunan bir bileşiktir; tümörlere kan sağlayan yeni kapilerlerin (kılcal damar) oluşmasını engeller. Bu araştırmacıların çalışmaları, doktor topluluğunun en kuşkulu üyelerinin bile, modern erkek ve kadınları etkileyen hastalıkların çoğunun yiyeceklerden sağlanabilecek bazı mikrobesin eksikliklerinden –vitamin, mineral ve biyolojik olarak aktif değer maddelerin eksikliği- kaynaklanabileceğini onaylamasını sağladı. Herhangi bir yiyecek değil; doğru yiyecek. Ne yazık ki, diyetlerimizde çok yer almayan yiyecekler.
ABD Kanser Enstitüsü’ne göre, Amerikalıların %25’inden azı, kendilerini kansere, kalp hastalığı ve diğer yaygın hastalıklara karşı tamamen koruyacak yiyecekler yiyorlar. İşte sonuçlar: Amerikalıların üçte biri hayatlarının bir döneminde kansere yakalanırlar; 21. yüzyılda bu rakamın ikide bire yükselmesi beklenmektedir. Her iki Amerikalıdan birinde kalp hastalığı gelişir. Göğüs kanseri, kadınların dokuzda birini etkileyecek şekilde yaygındır, sonu gelecek gibi görünmemektedir. 50 yaşın üstündeki erkeklerin 11’de biri prostat kanserine yakalanır. 45 yaşın üstündeki 15 ila 20 milyon Amerikalı sıklıkla kırıklara ve hatta ölüme yol açan osteoporoz çeker. 14 milyon Amerikalı, kalp krizi risklerini ciddi bir şekilde artıran diyabet hastalığından muzdaribdir. İstatistiklerin korkunçluğuna rağmen umut ışıkları da var. Ulusal Kanser Cemiyeti’ne ( National Cancer Society) göre, tüm kanser vakalarının %35’i fakir bir diyetle ilişkilidir. Eğer yeme alışkanlıklarımızı değiştirirsek, kansere yakalanma riskimizi üçte birden daha fazla oranda düşürebiliriz. Aslında; çoğu uzmana göre bu konservatif tahmindir; gerçek rakam %50’ye dek çıkabilir. Diyetin, kadın ve erkeklerde bir numaralı ölüm sebebi olan kalp hastalığıyla bağlantısı daha güçlü olabilir. Ek olarak, diyabetden osteoporoza ve yüksek tansiyona dek diğer hastalıklarda uygun beslenme ile önlenebilir ya da kontrol altına alınabilir.
Teslimat Seçenekleri

Telefon İle Sipariş

Kategoriler
Hastalıklar
Ürün Onayı

Bütün Ürünlerimiz İthalat Aşamasında T.C Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü tarafından onaylıdır.
Ürün Onayı

Bütün Ürünlerimiz T.C Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı onaylıdır.
Hızlı Menü
En Çok Satılanlar
Kredi Kartı

Haberler
- 04.03.2011
- 6 AY ÖMÜR BİÇİLDİ 6 YILDIR YAŞIYOR
- 21.07.2010
- YİYECEKLER VE VİTAMİNLER HAKKINDA ÖNEMLİ BİR NOKTA
- 21.07.2010
- YİYECEK EN GÜÇLÜ İLAÇTIR
- 21.07.2010
- GELECEK UMUT VADEDİYOR
- 21.07.2010
- VÜCUT YİYECEKLERİ NASIL KULLANIR?
- 24.04.2009
- Prof. Dr. Erdem Yeşilyayla'nın yazısı
- 24.06.2008
- Prof. Dr. Osman Müftüoğlu'nun yazısı






